Sosumi’nin hikayesini biliyor musunuz?

Klasik Mac OS işletim sistemi günlerinden bu yana Sound (Ses) denetimleri arasında bulunan Sosumi isimli uyarı sesinin küçük bir hikayesi olduğunu biliyor muydunuz?

Dilim döndüğünce anlatayım.

Apple ile Beatles (evet bildiğiniz Beatles, John Lennon falan) arasında uzuuun yıllara yayılan bir husumet bulunmaktaydı. Bu durum birkaç kere mahkemelere taşınmış ve sonra bir şekilde çözüme ulaşmıştı. Beatles‘a göre sorunun başlangıcı Apple‘ın isminin ‘Apple’ olmasıydı. Çünkü Apple ismi aslında Beatles üyelerinin kendi üretimlerinin haklarını elinde bulunduran Apple Corps isimli firmaya aitti ve Beatles haklı olarak ‘Apple’ ismini kendilerinden başka kimsenin kullanmasını istemiyordu.

Beatles ve Apple arasındaki ilk dava 1978 senesinde açılmış ve 1981 senesinde Apple‘ın $80.000 tutarında tazminat ödemesiyle sonuçlanmıştı. Bu dava sonucunda ortaklaşa bir sözleşme imzalanmış ve Apple hiçbir zaman müzik işine girmeyeceğini taahüt etmişti. (Bu noktada bilmeyenler için küçük bir not ekleyeyim, Apple şu anda dünyanın en büyük müzik dağıtımcısı konumunda)

1986 senesinde AppleApple II gs bilgisayarına Ensoniq tarafından üretilen bir ses işleme çipi ekledi. Arkasından da davanın gelmesi çok uzun sürmedi tabi. Beatles 1981 senesinde imzalanan sözleşmenin ihlal edildiğini iddia ediyordu. Bu davanın sonucunda Apple donanım bazlı synthesizer’ları bilgisayarlarında kullanmayacağını açıkladı. Ve ondan sonra bir daha da kullanmadı.

1989 senesinde başlayan ve 1991 senesinde sonuçlanan bir diğer dava dosyası sebebiyle Apple, Beatles‘a 26.5 milyon dolar ödemişti. 1991 senesindeki anlaşma sonrasında Beatles‘ın sahibi olduğu Apple Corps ‘Ana içeriği müzik olan yaratıcı çalışmalar’ konusundaki bütün hakları elinde bulunduruyor; Apple Computer ise ‘İçeriği oluşturmak ve oynatmak için kullanılabilecek çeşitli cihaz ve servisler’ konusunda Apple isminin haklarına sahip oluyordu. Ve aynı sözleşme uyarınca Apple müzikal içeriğin hiçbir fiziksel medya aracılığıyla ulaştırılmasına aracılık etmeyecekti.

Bu davalar ve ödenen bedeller, Apple’ın hukuk departmanını biraz daha dikkatli adımlar atmaya itmişti. Artık işletim sisteminin birçok bileşeni, hukuk departmanının onayından geçiyor ve ondan sonra son halini alıyordu. Apple’ın hukuk departmanının değişiklik istediği detaylardan biri Jim Reekes tarafından hazırlanmış olan Chimes isimli bir sistem uyarı sesiydi. Bu sesin kendisi değil ama ismi hukuk birimi tarafından tarafından “fazla müziksel” bulunmuştu. Chimes isminin değişmesi gerektiği ortaya çıkınca Jim Reekes bu uyarı sesinin ismini Let it Beep (Bırak biplesin) olarak değiştirmek istedi. Ancak çalışma arkadaşlarının bu ismin Apple‘ın hukuk birimi tarafından onaylanmayacağını söylemesiyle ismi Sosumi olarak değiştirdi. Ve Apple hukuk birimine bunun Japonca kökenli bir kelime olduğu ve müzik işi ile hiçbir ilgisinin olmadığını söyledi. Oysa Sosumi, ‘Öyleyse beni dava et’ anlamına gelen So Sue Me kelimelerinin okunuşundan başka birşey değildi. Bu tabiri hukuk bölümündeki muhatabına okumamış, S, O, S, U, M, I şeklinde hecelemişti. :)

Peki sonra?

Sonra, Apple yine uslu durmadı ve 2003 senesinde iTunes Music Store‘u açtı. Büyük müzik dağıtım şirketleri ile anlaşarak şarkı ve albüm satmaya başladı. Ve tabi Beatles yine boş durmadı ve yine mahkeme yolunu tuttu. 2006 senesinde açılan davayı bu sefer Beatles‘ın Apple Corps‘u kaybetti. Apple Computer‘ın bu davayı kazanabilmesindeki en önemli etken 1991 anlaşmasında bulunan “müzikal içeriğin fiziksel medya aracılığıyla dağıtılmayacağı” ilkesiydi. Gerçekten de Apple fiziksel herhangi bir içerik sunmuyor, tamamen dijital içerik satıyordu. 

2007 senesinde Apple Computer‘ın ‘Apple’ kelimesinin tüm haklarını 500 milyon dolar ödeyerek Beatles‘tan satın almasıyla 19 yıllık davalar dönemi kapandı. 2010 senesinde nihayet Beatles albümleri iTunes Store‘da satılmaya başlandı.

Apple - Beatles davalarıyla ilgili ayrıntılı bilgiyi ilgili Wikipedia bağlantısından okuyabilirsiniz. (İngilizce)

Sosumi sesi ve Macintosh açılış sesinin tasarımcısı Jim Reeks‘in web sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Son olarak Jim Reekes ile yapılmış Macintosh açılış sesi ve Sosumi hikayesini de içeren ropörtajı paylaşarak bitirelim. 

Tumblr blogunuzda kişisel domain kullanmak için…

http://www.tumblr.com/docs/en/custom_domains adresinde bulunan basit yönergeleri takip etmeniz yeterli. İngilizce olan bu dokümanda anlatılanları kısaca özetlemem gerekirse; Domain adresinizi satın aldığınız firmadaki yönetim ekranına ulaşarak A Name bölümüne Tumblr’ın önerdiği IP adresi olan 72.32.231.8  bilgisini yazmanız gerekiyor.

Domain servislerinin yönetim ekranları birbirlerinden farklıdır. Ancak ben aşağıda kendi domain adresimi satın aldığım GoDaddy’de A Name’i değiştirebileceğiniz ekranı gösteriyorum.

Bu değişikliği yaptıktan sonra Tumblr blogunuzu yönettiğiniz Dashboard alanında Settings butonuna tıklayarak bir kişisel domain adresi kullanmak istediğinizi Tumblr’a da bildirmeniz gerekiyor elbette :)

Bu değişiklikleri yaptıktan sonra bir saat ile en fazla bir gün içinde kendi domain adresiniz ile Tumblr alanına erişebilirsiniz.

Sad Finder (In memory of Steve Jobs)

If you would like to change the Finder icon with the sad version, just follow these easy steps:

  1. Download these files to start the change the Finder icon.
  2. Navigate to Macintosh HD / System / Library / Core Services.
  3. Right click to the Finder icon which resides in Core Services folder and select Show Package Contents.
  4. Navigate to Contents / Resources folder and replace the Finder.icns file with the file which has the same name. From the folder you just downloaded, remember. Mac OS X will ask your permission to change that, enter your Admin password to authorize.
  5. Navigate back to Core Services folder and right click to the Dock icon and select Show Package Contents again.
  6. Navigate to Contents / Resources folder and replace the finder.png and finder128.png files with the files which has the same names. Mac OS X will ask your permission to change the files again, enter your Admin password to authorize.
  7. After this step just log out and log back in. You’ll notice that your Finder icon is sad for Steve Jobs.
  8. If you can’t see the change of smiling Finder icon in the dock, you have to shut down your computer. And start in the Safe Mode. You can do this with holding down the Shift key while your computer starting.

Important: Don’t forget the backup the original icon files.

Üzgün Finder (Steve Jobs anısına)

Finder simgesini üzgün olan versiyonuyla değiştirmek isterseniz şu basit adımları takip etmeniz yeterli:

  1. Üzgün Finder simgesini değiştirmek için gerekli üç adet dokümanı bu adresten indirin.
  2. Macintosh HD / System / Library / Core Services klasörüne gidin.
  3. Core Services klasöründe bulunan Finder simgesine sağ tıklayın ve Show Package Contents komutunu verin.
  4. Açılan pencereden Contents / Resources klasörüne gidin ve birinci adımda indirdiğiniz dosyanın içinden çıkan Finder.icns dosyasını bu adrestekiyle değiştirin. Bu işlemi gerçekleştirirken sistem sorduğunda Admin şifrenizi girin.
  5. Tekrar Core Services klasörüne dönün ve Dock uygulamasının simgesine sağ tıklayın ve Show Package Contents komutunu verin.
  6. Açılan pencereden Contents / Resources klasörüne gidin ve birinci adımda indirdiğiniz dosyanın içinden çıkan finder.png ve finder128.png dosyalarını bu adrestekilerle değiştirin. Bu işlemi gerçekleştirirken sistem sorduğunda Admin şifrenizi girin.
  7. Bu işlemi gerçekleştirdikten sonra kullanıcınızdan çıkış yaptığınızda veya bilgisayarınızı kapattığınızda Finder simgesini üzgün haliyle görmeye başlayacaksınız.
  8. Eğer Finder simgesi kapatıp açma işlemi sonrasında değişmediyse bilgisayarınızı kapatın ve klavyeden Shift tuşunu basılı tutarak Safe Mode‘da açın.

Önemli Not: Bu işlemleri yapmadan önce değiştireceğiniz Finder simgelerinin birer kopyasını almayı unutmayın.

R.I.P. Steve Jobs

AppleSetupDone!

Birazdan bir püf noktası yazacağım. Ama muhtemelen hiç kullanmanız gerekmeyecek. Bana da senede bir kere falan lazım oluyor. Ama yine de bir kenarda dursun.

Bilgisayarınızı açarken Command + i (Q Klavye kullananlar için Command + s) tuşuna basarak açtığınızda Mac OS X‘i Single User Mode‘da açmış olursunuz. Single User Modeiçin Mac OS X tabirini kullanmama bakmayın. Bildiğiniz komut satır arayüzlü UNIX‘e ulaşmış olursunuz. Single User Mode‘u eski Mac kullanıcıları yıllardır fsck komutunu kullanarak disk yapısını kontrol etmek için kullanır. 

Bilgisayarınızı başlangıç ayarlarının yapılması adına ilk kutudan çıktığı ayara geri döndürmek istiyorsanız Single User Mode‘a girdikten sonra şunları yazmalısınız:

mount -uaw /

rm -rf /var/db/.AppleSetupDone

Bu işlem, bilgisayarınızı ilk satın aldığınızda kullanıcınızı, kullandığınız dili, klavye yerleşiminizi ve diğer tüm başlangıç ayarlarını barındıran dosyayı silecektir. Hemen arkasından;

reboot

…yazarak işletim sisteminizi Mac OS X üzerinden başlatabilir ve kurulum adımlarını takip edebilirsiniz. 

Peki bu ne zaman işimize yarar?

Bilgisayarınızı seneler boyunca gözünüz gibi kullandınız ve satmaya karar verdiniz. Satın alan kişinin Power tuşuna basmasıyla birlikte yeni bir bilgisayar almış gibi temel konfigürasyonu bizzat kendisinin yapmasını istiyorsanız bu işlemi uygulayabilirsiniz. Küçük bir hatırlatma, bu işlem, disk üzerinde bulunan .AppleSetupDone isimli bir gizli dosyadan başka birşey silmez. Bu bağlamda eğer gerçekten bilgisayarınızı satarken ‘sıfırlayayım da öyle vereyim’ diyorsanız, bu işlem sonrasında da açtığınız kullanıcılar ve veriler olduğu gibi kalacaktır.

Peki sen senede bir ne amaçla kullanıyorsun?

Hayır, senede bir bilgisayar değiştirmiyorum :) Senede bir veya iki kere tüm öğrencilerine birer Macintosh bilgisayar veren eğitim kurumlarında öğrencilerin bilgisayarları ile temel kurulum işlemlerini yaptırmak için bulunuyorum. Bu kapsamda verdiğim eğitimler bir günde arka arkaya birkaç seans halinde olabiliyor. Bu seansların her biri için bana ayrı bir bilgisayar tahsis edilemeyeceği için benim de kullandığım bilgisayarı ‘sıfırlamam’ gerekebiliyor. Bu örneği en son geçtiğimiz hafta İstanbul Şehir Üniversitesi’nde yaşadık. 

Not: Bu kodu bana hatırlatan Eren hocaya teşekkürler. 

Taken with instagram

Taken with instagram

Illustrator’da Width aracı denetimleri

Bu sayfalarda daha önce de Adobe Illustrator’a CS5 sürümünde eklenen Width aracından sözetmiştim. Hiç bilmeyenler için bir cümlelik özet geçmek gerekirse; Width aracı tek bir çizgi üzerinde -fırça türlerini kullanmadan- birden fazla kalınlık oluşturabilmenize yardımcı olan bir araçtır.

Width aracı ile herhangi bir Path üzerinde oluşturulan değişken kalınlıklı görünüm, gerektiğinde rakamsal veriler ile kontrol edilebilir. Bunun için Width aracı ile eklenen noktalardan herhangi birinin üzerine iki kere tıklayarak Width Point Edit penceresi açılmalıdır. 

Pencere üzerinde bulunan ayarlar ile verilen kalınlığı rakamsal olarak denetleyebilirsiniz. Üzerinde çalışılan Path’in her iki tarafına farklı değerler girerek farklı kalınlıklar atayabilirsiniz. Illustrator’un standart çizgi özellikleri arasında yıllardır, objeye uygulanan çizgi kalınlığının içeriye, ortaya veya dışarıya hizalanması özelliği bulunur. Width aracı ile belirli bölgeleri kalınlaştırılmış bir çizgi üzerinde çizginin ne kadarlık kısmının içeride, ne kadarlık kısmının dışarıda kalacağı, yukarıda görülen Width Point Edit penceresi üzerinde bulunan Side 1 ve Side 2 seçenekleri ile denetlenebilir. 

Aynı işlem istenirse klavyeden Option tuşuna basılarak handle’lar üzerinde sürükleme yapılarak da elde edilebilir. Aşağıda bu seçenekler ile yapılmış bir iki örnek görebilirsiniz.

Width Point Edit penceresinde bulunan bir diğer seçenek olan Adjust Adjoining Width Points, tek yönlü olarak yapılan kalınlık değişimlerinin komşu diğer noktaları da etkileyip etkilememesini belirler. Özellikle birbirlerine yakın noktalarda radikal kalınlık farkları oluşmaması için işaretlemenizi öneririm.

Brody Neuenschwander, kaligrafi ve yetenek üzerine…

Benim eskiden yaptığım gibi ne kadar inkar ederseniz edin, bazı insanlar, bazı işleri yapmak konusunda başkalarının çalışarak edinemeyeceği bir yeteneğe sahip oluyorlar. Onları, uzmanlık alanları olan işleri sergilemekte iken izlediğinizde “ne kadar kolay, bunu ben de yaparım” hissine kapılıyor olabilirsiniz. Ancak kolları sıvadığınız anda gerçeklerle karşı karşıya kalırsınız. Yaptıkları iş kolay falan değil, çok özel yetenekleri o işi kolaylıkla yapabilmelerine olanak sağlıyor.

Örneğin, çok karmaşık bir durum içinde iken çok gerekli insanları tam da olmaları gerektiği anda bir araya getirebilecek organizasyon kabiliyeti yüksek biri ile karşılaşabilirsiniz. Ve size bir anda o karmaşık durum kendiliğinden çözülmüş gibi gelebilir. Ya da bir müzisyenin enstrümanı ile yaptıklarını 10 dakikalık bir pratik ile yapabileceğinizi düşünebilirsiniz. Ancak o 10 dakikada bırakın o uzmanın yaptıklarını yapmayı, enstrümanı düzgün tutmayı bile beceremezsiniz muhtemelen. 

Ben de dün bu tür bir yeteneğe sahip biri ile tanıştım. Aslında kendisini yapımında önemli katkıları olan 1996 tarihli The Pillow Book filminden bu yana tanıyor ve takip ediyordum. Ama dün şahsen tanışma şansını yakaladım. Bu kişi, bildiğiniz tüm font tasarımcılarına ilham verecek kadar büyük bir kaligrafi ustası olan Brody Neuenschwander. Aşağıda etkinlik sırasında yazdığı kağıtlardan bir örnek görüyorsunuz.

11 Eylül 2011 tarihinde başlayan ISTYPE, İstanbul Tipografi Semineri kapsamında Neuenschwander’in “The Calligraphic Line: Expressing Yourself in Letterforms” başlıklı bir workshop etkinliği vardı. Ben de katılımcıları arasındaydım. Etkinlik sonrasındaki en önemli kazancım, çizgi işinde ne kadar beceriksiz olduğumu bir kere daha hatırlamak oldu. :)

Kendi yazı-çizi ekipmanlarımı yanıma almış olarak workshop alanına gitmiştim ve içeri girer girmez bunların hiçbirine gerek olmadığını anlayacağım yazı setleri masalarda hazır bulunuyordu. Zamanında Galip Tekin tarama ucunu “bundan daha ilkel bir tek tüy kalem var” diyerek tanıttığında insanoğlunun artık yazma çizme araçlarında o kadar geriye gideceğini düşünmemiştim. Yanılmışım. Masalarımızda şu bambu kalemler bizi bekliyordu.


Evet, içerisindekileri yanlış görmüyorsunuz. Bildiğiniz teneke kola kutusundan kesilmiş küçük bir parça var. Bu bambu kalemler İtalya’dan satın alınmış bambulardan doğrudan Brody tarafından kesilerek birer yazı aracına dönüştürülmüş. Uçlarının kesim miktarına göre farklı kalınlıklarda yazabilirler fakat resimde gördükleriniz ortalama 5-6 mm kalınlığında yazılar için kullanılabilir durumdaydı. Bu araçla bir miktar pratik yaptıktan sonra bir adım daha geriye giderek tüy kalem kullanmaya başladık. Kuğu tüylerinden yapılan bu kalem, yine içine bir parça teneke kola kutusu (bu sefer Coca-Cola Zero :) parçası dil olarak yerleştirilmiş şekilde geldi. 
Bu küçük teneke parçalarının yaptığı iş kabaca mürekkebin tutunabileceği alanları oluşturmaktır. Bambu ve tüy kalemleri mürekkebe batırarak kullanabilirsiniz ve mürekkebe batırıldığında eğer içinde bu tür bir dil bulunmuyorsa mürekkep ucundan akar gider. Ancak her sıvının, kendini çevreleyen çok ince bir zarı vardır. Ve bu zar belirli oranlarda dayanma ve içindeki sıvıyı tutma kabiliyetine sahiptir. Kaleme bu tür bir dil eklediğinizde kalemin geniş alanını küçük dilimlere ayırmış ve dolayısıyla mürekkep zarının mukavemetini artırmış olursunuz. Günün ilerleyen saatlerinde daha ilginç ve her biri bir diğerinden daha ilkel yazı araçları ile çalışmalara devam ettik. Aşağıda kola kalemini görüyorsunuz (benim kalemim bu sefer Schweppes markalı). Ve hemen altında ise kola kaleminin nasıl yapılacağını çizerek anlatan Brody Neuenschwander’i… Üçüncü karede ise ustayı kola kalemi kullanırken görüyoruz. 

Tarak, ahşap parçaları, kola kutuları ve yazmak için aklınıza gelemeyecek onlarca materyal ile günü tamamladık. Bir gün sonu tespiti yapmam gerekirse:

• İlkokulda öğrendiğimiz latin alfabesi yazma tekniği genel olarak yanlış. Belki bugün daha doğru bir teknikle öğretiyor olabilirler. Ancak harflerin birçoğunu, latin alfabesini kullanan diğer ülke vatandaşlarından daha farklı sıralamayla yazıyoruz.

• Eli benim gibi küçük çizimler yapmaya alışkın kişiler kaligrafi işine hiç bulaşmasınlar. Dirsekten çizim yapabilenler kolayca adapte olabilirler.

• Yukarıdaki satırlarda da değindiğim gibi, çalışarak Brody Neuenschwander olamazsınız. Ancak iyi görünen yazı eserleri oluşturabilirsiniz. Bu konuda ne kadar deneyim kazanırsanız, o kadar düşünmeden yazmaya başlarsınız ve bu da ortaya çıkan sonucun nefasetini belirler.

• Yalnız ve güzel ülkemde kaligrafiye hayatınızı adamaya kalkarsanız kendinizi ancak düğün davetiyelerine isim yazarken bulabilirsiniz. Reklam ve grafik tasarım sektörlerimizin kaligrafları doyurabilecek kadar çok kaligrafiye ihtiyacı bulunmuyor. Yapmayın demiyorum, yapın. Ama hobi olarak yapın.

Aşağıda yine ustanın kaleminden workshop sırasında çıkan bir çalışmayı görüyorsunuz. 

Brody Neuenschwander ve çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi için http://www.brodyneuenschwander.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.