Yukarıda yazan anlamsız harfler bütünü ‘Bring Your Own Display, Keyboard, Mouse’ yani ‘Kendi monitörünü, klavyeni ve fareni getir’ anlamına gelmekte.
2005 senesinde Apple, Mac mini’yi lanse ettiğinde bu kısaltma ile kodlamıştı. Özellikle zaten bir klavyesi, faresi ve monitörü olan PC kullanıcılarını en az maliyetle Mac tarafına çekmeyi amaçlayarak piyasaya sürüldü vs.
Bu yazı Mac mini üzerine değil, bugün bir Mac mini’yi açıp kullanmaya çalışmam üzerinedir. Ya da daha sinematografik bir giriş yaparak şöyle tanıtayım yazıyı:
“Kendi monitör, klavye ve faresini getirdiğini zanneden Melih’in başına neler gelecekti? Azzz sonra!..”
Neden?
İki gün sonra gireceğim Mac OS X Server Essentials sertifika sınavına haftasonu hazırlanmak için işyerimde bulunan Mac mini’lerden birini yanıma aldım. Aklımdaki senaryo, Mac mini’yi HDMI kablo ile evdeki TV’ye bağlamak ve yine evde bulunan Apple Bluetooth klavye ve Magic Mouse ile kullanmaktı. TV’ye HDMI kapısı üzerinden bağlamak ile ilgili hiçbir sorun çıkmadı.
Sorun
Yeni bir Mac mini satın alır ve kablosuz klavye-fare ile kullanmak isterseniz, bilgisayarınızın açılışı sırasında Setup Assistant bilgisayara USB kapılarından bir klavye ve fare bağlı olmadığını anlayarak Bluetooth cihazlar kullanmak isteyip istemediğinizi sorar. Onaylarsanız otomatik olarak Bluetooth Setup Assistant uygulamasını açarak aygıtları kurmanıza yardımcı olur.
Gelin görün ki bende bu senaryo çalışmadı. Çünkü Mac mini üzerinde daha önceden kurulum yapılmış, kullanıcılar tanımlanmıştı. TV’ye bağladığım Mac mini açıldığında doğal olarak bana “Bluetooth klavye ve fare bağlamak ister misin” diye sormadı. Doğrudan kullanıcı isimlerini ve şifrelerini girmemi isteyen Login ekranı ile karşılaştım.
Hemen nasıl kurulum yapabileceğimi yanımdaki diğer bilgisayarımdan aramaya başladım. Bulduğum sonuçların hemen hepsi “Açılışta otomatik olarak tanır” veya “İlk kurulum için kablolu klavye - fare gereklidir” diyordu.
Malzemeler
Mac mini
MacBook Pro
Kablosuz mouse
Kablosuz klavye
Kablolu mouse
Ethernet kablosu
Çözüm Denemesi 1
Mac mini üzerinde Mac OS X Server işletim sistemi kurulu durumda. Diğer bilgisayarım olan MacBook Pro’da ise o sunucuyu yönetebilmek için kullanılan Server.app yüklü. Hemen Server.app’i açıp oradan Mac mini’ye bağlanarak şifresiz yeni bir kullanıcı tanımlamak aklıma geldi. Böylece kablolu bir fare ile bilgisayarda gerekli işlemleri yapabilecektim. Sonuç; Mac mini evdeki kablosuz internet ağına daha önceden bağlanmadığı için erişim sağlanamadı.
Çözüm denemesi 2
Mac mini ile MacBook Pro’yu birbirlerine bir ethernet kablosu ile bağlayıp yukarıda yapmaya çalıştığımı tekrar denedim. Bu sefer Server.app ile Mac mini’ye erişebildim. Yeni şifresiz bir kullanıcı oluşturmaya veya mevcut kullanıcılardan birinin şifresini silmeye çalıştığımda buna izin vermediğini gördüm. Sonuç, yine hüsran.
Çözüm denemesi 3
Hazır Mac mini ve MacBook Pro birbirlerine kablo ile bağlı durumda iken Screen Sharing ya da Apple Remote Desktop ile Mac mini’nin ekranını MacBook Pro’ya almayı denedim. Tabi ki bu da olmadı. Çünkü Mac mini’nin ekran paylaşım özelliği kapalı durumdaydı.
Çözüm denemesi 4
Sunucu işletim sistemi barındıran bilgisayarlar Headless (tam Türkçesi Kafasız) olarak tabir edilen klavyesiz, faresiz hatta ekran kartı olmadan da kullanılabilirler. Yeter ki onu uzaktan yönetebilecek bir başka bilgisayar bulunsun ve her iki bilgisayar arasında bir bağlantı kurulabilmiş olsun.
Ben de Mac mini ve MacBook Pro’yu birbirlerine Ethernet kablosu ile bağlamış olduğuma ve Mac mini’yi MacBook Pro’dan yönetebildiğime göre ekran paylaşımını aktif hale getirebileceğimi düşündüm. Ve bu sefer başardım da… Server.app üzerinde sunucu bilgisayarın (Mac mini) ayarları arasında Enable screen sharing and remote management isminde bir seçenek bulunuyor. Bu seçeneği aktif hale getirdikten hemen sonra Screen Sharing çalışmaya başladı. Ve sorunsuz olarak klavye ve fare kurulumunu yapabildim.
Yukarıdaki senaryoda karşı karşıya kaldığım saçma senaryonun içinden çıkabilmemi, Mac mini’de Mac OS X Server bulunması ve MacBook Pro üzerinde de onu yönetebilecek Server.app bulunması sağladı.
Bundan 6 sene kadar önce üniversitelerde eğitim vermeye başladığımda her çaylak eğitmen gibi ben de ‘Mahmut hoca gibi yüreklerine ateş koyacağım bu çocukların’ kafasıyla gitmiştim derslere. Sağolsun öğrencilerim beni çok hızlı bir şekilde bu moddan çıkardılar. Dönüştüğüm şey ise Mahmut hoca’dan ziyade Hababam sınıfının Külyutmaz lakaplı havadan nem kapan hocası oldu.
Lise eğitimini 8 senede ve istisnasız her sınavda kopya çekerek tamamlayan bendeniz, günümüz üniversite gençliğinin kopya tekniklerini anlama konusunda bir miktar eski kafa kalmıştım. Bunun temel nedeni benim analog dönemde, bilgisayarsız, kağıt kalem ile yapılan sınavlar zamanında öğrencilik yıllarımın geçmiş olmasıydı elbette.
Bilgisayar üzerinde uygulamalı olarak gerçekleştirilen sınavlardaki tipik kopya türleri arasında:
İnternet kaynaklarına başvurma
Arkadaşlarla internet üzerinden chat
Arkadaşlar ile internet üzerinden dosya alışverişi
USB diskler ile dosya alışverişi
Cep telefonları + Bilgisayarlar üzerinden dosya alışverişi
…gibi teknikler bulunuyor. Bunların bir kısmına ben sınavlarda izin veriyorum. Öğrencinin karşılaştığı sorunları tamamen kendi başına çözmesi için eğer kitap veya herhangi bir ders notu ya da benim onlara ders bitiminde verdiğim ders kayıt videolarına bakması gerekiyorsa bakmalı. Yeter ki yanındaki arkadaşını dirseğiyle dürterken fısıldayarak “Bunu nasıl yapıyoruz lan” demesin.
Kabul etmediğim şey, sınav sırasında birbirleriyle bilgi ve dosya paylaşmaları. Fakat tabi bunu da yapıyorlar. Yapmasınlar diye geliştirdiğim tekniklerden biri, kopyayı/dosyayı veren kişiden not kırmak. Fakat bunu bile takmayan öğrencilerim oldu.
Bilgisayarların sınav sırasında internet erişimini kesmek gibi teknikler, beraberinde USB disklerin kullanımının artması olarak geri döndü.
Ve elbette ben de bütün bu dosya paylaşımları sırasında yakaladığım öğrencilerime uygun notları vererek onları ödüllendirdim (!).
Bugün, Doğuş Üniversitesi‘ndeki öğrencilerime uyguladığım Adobe Photoshop üzerinde uygulanması gereken sınavda, kopyacıları yakalayabilmek adına yeni bir teknik daha denedim. Henüz sınav sonuçlarını değerlendirmediğim için ne kadar başarılı olduğu hakkında birşey söylemek için biraz erken.
Ancak bu teknik temel olarak Adobe Photoshop‘ta yapılan herşeyin kaydedilmesi esasına dayanıyor. Bu işlemi basitçe Photoshop > Preferences > General bölümünden gerçekleştirebiliyoruz.
General penceresinin alt bölümünde bulunan History Log alanı, kullanıcının yaptığı ve History paletine kaydedilen her adımın bir kopyasının bir metin belgesine iliştirilmesi için kullanabileceğimiz bir alandır.
Bu bölümde bulunan Save Log Items To alt başlığı, History günlüğünün nereye kaydedileceğini sorar. Bu alandaki Metadata seçeneği, yapılan tüm işlemleri üzerinde çalışılan belgenin içine iliştirir. Tıpkı dijital fotoğraflardaki EXIF verisi gibi.
Text File seçeneği, yapılan işlemlerin kaydının bilgisayarızda bir metin belgesine kaydedilmesini sağlar. Both seçeneği ise her ikisini birden uygular.
Hemen altta bulunan Edit Log Items bölümü ise kaydın nasıl bir detayda tutulacağını belirler. Sessions Only seçeneği sadece Photoshop‘un ve belgelerin açılış-kapanış zamanlarını toplar. Concise, Sessions Only seçeneğine ek olarak belge açık durumda iken kullanılan komutların isimlerini de kayda dahil eder. “Hue Saturation kullanıldı” veya “Image Size kullanıldı” gibi. Detailed seçeneği ise önceki iki seçeneğe ek olarak kullanılan komutların tüm detaylarını da içerir.
Yapılan kayıtları eğer Metadata‘ya ekleme seçeneğini seçtiyseniz daha sonra üzerinde çalışılan belge açık durumdayken File > File Info penceresinin History sekmesinden görebilirsiniz.
Aşağıda bugünkü sınavıma katılan öğrencilerimden birinin History Log kaydını görüyorsunuz.
Kim söylemişse doğru söylemiş ‘Tecrübe yenilen kazıkların toplamıdır’ diye…
Ortalama bilgi seviyesine sahip çoğunluklar, kendilerini ait hissettikleri topluluk içinde bir kişiyi eşsiz-eksiksiz vasıflarla idolleştirme eğiliminde olurlar. İş dünyası için de Steve Jobs biraz bu konuma geldi vefatı sonrası.
5 Ekim 2011 tarihinden önce Jobs’un adını bile duymadığına emin olduğum birçok kişi bakın neler dediler Steve Jobs hakkında: Örnek bir eş, aile babası, eşsiz bir hayırsever, örnek bir patron, teknoloji dehası, kod manyağı vs. vs.
Nihayetinde benim de Steve Jobs’un gerçekte nasıl biri olduğu hakkındaki bilgilerim izledim Keynote sunumlarına, ropörtajlarına falan dayanıyor. Ancak bildiğim birşey var ki, Steve Jobs yukarıdaki sıfatların hepsi değildi kesinlikle.
Sanıyorum Steve Jobs’un ‘gerçekliği saptırma sahası’ şu sıralar idolleştirilmiş bir CEO gereksinimi duyan iş dünyası tarafından kendisine ve mirasına uygulanıyor.
Walter Isaacson tarafından kaleme alınan Steve Jobs biyografisinde Jobs’a ilişkin olarak değinilen kavramlar arasında Steve Jobs’un olayları kendi bakış açısıyla yansıttığı (dikte ettiği) ’gerçekliği saptırma sahası’ bulunuyordu. Temel olarak yazar, yaptığı ropörtaj ve görüşmelere dayandırarak Steve Jobs’un karşılaştığı durumlarda sıklıkla gerçek durumu kendi süzgecinden geçirerek -olmasını istediği haliyle- yansıttığı ve çevresine de bu şekilde kabul ettirmeye çalıştığı vurgusunu yapıyordu.
QuickTime Player ile Mac OS X 10.6 (Snow Leopard) sürümünden bu yana ekranımızın kaydını alabiliyoruz. Bunu henüz farketmemiş olanlar için QuickTime Player’ı açıp File menüsünden New Screen Recording komutunu vererek kaydı başlatabilirsiniz.
Bu küçük ama faydalı özelliğin Snow Leopard versiyonu ile Lion versiyonu arasında değişen birkaç görünür özellik bulunuyor. Ancak benim daha çok ilgilendiğim, düzeltilen bir bug ile ilgili.
Diyelim ki bir yerde bir sunum yapıyor veya ders veriyorsunuz. Bu sunumunuzu kendi sesiniz ve ekranınızın görüntüsü ile kaydetmektesiniz. Bir saatlik sunumun ardından kısa bir kahve molası verdiniz ve ikinci oturum için yeniden kayda başladınız.
İkinci kaydı başlattığınızda kaydı yapıyor görünmesine rağmen sonlandırma noktasına geldiğinizde program kendini kapatıp son saat kaydını vermiyordu. En azından Mac OS X 10.6 Snow Leopard sürümünde…
Buna karşılık ben kendi yaptığım ekran kayıtları için şöyle bir çözüm bulmuştum. Her iki saatlik kaydın arasında ben QuickTime Player uygulamasını kapatıp yeniden açarak bu sorundan kurtuluyordum.
Mac OS X 10.7, nam-ı diğer Lion’da, Apple bu durumun farkına varmış olacak ki küçük bir çözüm geliştirmiş. Artık, bir kaydı durdurduğunuz anda otomatik olarak QuickTime Player uygulaması kapatılıyor.
1996´da verdiği bir röportajında, Steve Jobs şöyle demişti: “Tasarım çok komik bir kelime. Bazı insanlar tasarımın sadece görüntüyle ilgili olduğunu sanıyor. Ama elbette ki derinlerine inerseniz, asıl mesele nasıl çalıştığıdır. Bir şeyi gerçekten iyi tasarlamak için, konuyu anlamanız gerekir.”
Steve şöyle devam ediyordu: “Bir şeyi gerçekten, tam olarak anlamak için tutkulu bir kararlılık gerekir… çoğu kimse bunu yapmaya zaman ayırmıyor.”
Başlığı görünce kendinize (veya bana) şunu sorabilirsiniz: “Apple’ın kurtarılmaya ihtiyacı mı var?”. Bugün yok elbette. Ancak 90’lı yılların ikinci yarısında vardı. WIRED dergisi de durumdan vazife çıkararak Haziran 1997 sayısında “Apple’ı kurtaracak 101 öneri” başlığıyla bir yazı hazırladı.
Bu yazı WIRED editörlerinin ortaklaşa katılımıyla hazırlanmıştı ve elbette aralarında dalga geçmek için eklenmiş “Firmanın ismini Papaya olarak değiştirin” ya da “Yeni modeller bir espresso makinesi gibi de çalışsın” gibi maddeler de bulunuyordu. Ancak önerilen 101 madde arasında birçoğu dikkate alınabilir nitelikteki önerilerden oluşuyordu. WIRED’ın orijinal makalesini buradan okuyabilirsiniz.
O dönem hakkında kısaca bilgi vereyim, Haziran 1997’de hala Apple’ın CEO’su olarak hala Gil Amelio görev yapıyordu. Apple, Steve Jobs’un firması NeXT Computer’ı satın almış ve Steve Jobs da Apple içinde yer almaya başlamıştı. Ancak yönetim kademesinde değil…
Bu listedeki birçok maddenin Apple’ın günümüze kadar süren sonraki 10-15 yıllık döneminde uygulanmış olması, listenin Apple ve Steve Jobs tarafından da dikkatle okunduğunu ve altının çizildiğini gösteriyor. WIRED gibi bir derginin teknolojinin seyrine etki yaptığının bir göstergesi olması açısından oldukça ilginç bir makale.
Tamamına değil ama birkaç maddeye göz atalım:
Madde 7
Zincir mağazalarda görünmez konuma gelmeyin.
Bilgisayar mağazalarında alanlar kiralayın ve orayı Apple ürünleriyle (özellikle de yazılımlar ile) doldurun. O alanın başında bir Apple satış görevlisi bulunsun ve Apple’da neyi nasıl yapıyorsanız o alanların da aynı mantıkta olmasını sağlayın. Kendi haline bırakılmış ve terkedilmiş olmasın.
Bu öneriyi iki kademeli olarak hayata geçirdi Apple. 2000 senesinde WIRED makalesinde sözü edilen zincir mağazalardan birinin sorumlusu olan Ron Johnson Apple’a transfer edildi ve bir sene sonra 2001’de ilk Apple Store açıldı. Böylece Apple, kendi mağazalar zincirini oluşturmaya başladı. Şu anda sadece Apple’a ait ve Apple ekosisteminde bulunan birçok ürünün satıldığı yüzlerce Apple Store dünyanın her yerinde bulunuyor.
Apple’ın ürünleri sadece Apple mağazalarında değil zincir mağazalarda da satılıyor. Ve o mağazalarda tıpkı WIRED’ın tarif ettiği gibi Apple satış uzmanları, Apple standının başında duruyor (Her ne kadar bizdeki uygulamaları biraz sorunlu da olsa)…
Madde 10
Büyük bir imaj kampanyası başlatın
Bir konumlandırma (ya da yeniden konumlandırma) kampanyası düzenleyin. 1984 reklamını 1997 bakışıyla yeniden yorumlayın.
Hayır, Apple George Orwell’in 1984’üne gönderme yapan bir reklam daha çekmedi. Ama zamanında 1984 reklamının yarattığı etkiyi yeniden yaratacak yeni bir reklam kampanyası başlattı. WIRED makalesinin yayınlandığı 1997 senesinde Think Different kampanyası başlamıştı. Kampanyanın basın tarafına ek olarak Crazy Ones isimli reklam filmi de yayınlanmaya başlandı.
Madde 14
Ürün tasarımlarında yeniliğe gidin ve kendinizi daha ambalajdan itibaren diğerlerinden ayırmaya başlayın.
Orijinal Mac’ler kendi yenilikçi görünümü sayesinde ayakta kalabildiler. Bunu tekrarlayın. Porsche’den birilerini kasa tasarımını yapmak için getirin. Ya da Giorgio Guigiaro’yu veya Philippe Starck’ı. Böyle bir imkanımız olabilirse Bir PowerMac 9600’ı leopar deseni ile bezenmiş olarak görmek için daha fazla para ödemekten mutluluk duyarız.
İlerleyen yıllarda Leopar desenli donanımlar değil ama leopar desenli işletim sistemleri rafları süsledi. 1998 senesinden itibaren Apple donanım tasarımlarında radikal bir değişikliğe gidildi. Orijinal G3 işlemcili iMac bu dönemin başlangıcı oldu. Bu sayede önce Apple, sonra tüm bilgisayar endüstrisi bej bilgisayar kasalarından kurtuldu. Daha iyi ürünler tasarlandı. Ve bu tasarımları da Apple’da yaptıkları ile Porsche, Guigiaro ve Starck seviyesine çıkmış bir tasarımcı olan Jonathan Ive hazırladı.
Madde 15
Newton, eMate, dijital fotoğraf makineleri ve tarayıcıları çöpe atın ya da outsource edin.
Bunlar, Steve Jobs’un CEO’luğunun yapılacaklar listesinin ilk adımlarını oluşturuyordu. Bugün Apple’ın bunlarla ne alakası var diyebileceğimiz birçok ürün grubu Apple’ın 90’lı yıllardaki ürün portföyü arasında bulunuyordu. O buhranlı yıllarda yöneticiler yazıcı, tarayıcı, dijital fotoğraf makinesi gibi ürünleri birer kurtuluş olarak görmüş olmalılar.
Sonuçta Apple 2000’li yılların sonlarında Newton ve eMate ile akraba sayılabilecek iPhone ve iPad gibi cihazları çıkartarak o eski stratejiye, -bu sefer doğru zamanda- geri dönmüş oldu. 90’lı yılların sonlarında Apple’ın bilgisayar işine odaklanarak ilerlemesi gerekiyordu. Jobs da bunu engelleyecek tüm ürün gruplarının ipini çekti.
Madde 23
Yeni bir logo oluşturun.
Çok renkli Apple logosu 80’lerde yoğun olarak kullanıldı. Şimdiyse biraz demode olmuş durumda. Yeni bir logo oluşturarak bu logoyu T-shirt’lere ve şapkalara basın ve bunları da Andre Agassi, Nicolas Cage ve Ashley Judd gibi göz önünde olan isimlere giydirin.
Apple o yıllarda altı renkli Apple logosunu iMac’lerin turkuaz rengi ile kullanmaya başladı ve sonrasında dönemsel olarak bu logoyu diğer tek renkli varyasyonları ile kullandı. Tümden Apple logosunu değiştirmedi -ki değiştirmesin de zaten- ancak altı renkli logoya da bir daha hiç geri dönmedi.
Madde 31
$250’dan daha ucuz bir PDA yapın
Şu ihtiyaçlardan en az birine yanıt verebilsin;
a) Hücresel veri üzerinden e-mail alışverişi
b) 56 kanal TV
c) İnternet telefonu
Son kullanıcıya yansıyan toplam fiyat biraz daha fazla olsa da Apple bu önerinin üzerinde 2005 senesinde çalışmaya başladı ve 2007 senesinde ortaya yazılanlardan çok daha fazlasını sunabilen iPhone çıktı.
Madde 34
İşletim sisteminizi Intel platformuna geçirin
Donanım, yazılım, eğitim ve deneyim alanlarında çok büyük yatırım gerektirir. Ancak yine de bu olasılığı yok saymayın; Intel saflarında yer alın. İşletim sistemleri, yüklendiği bilgisayarlara bağımlıdır ki bu şu anda sizin en büyük engeliniz durumunda. Kimse Windows ile Mac OS arasında tek tek özellikleri karşılaştırmıyor.
PowerBook serisinin G4 işlemciden yukarı çıkamaması ve G5 kasaların bir türlü soğutulamaması Apple’ı IBM’den soğuttu ve 2006 senesinde Power PC işlemciler terkedilerek Intel işlemcilere geçildi. İsminde ‘Power’ kelimesini barındıran PowerBook serisinin ismi MacBook ile Power Mac’lerin ismi Mac Pro ile değişti. Eski PowerPC uyumlu yazılımların Intel tabanlı yeni cihazlarda sorunsuz çalışabilmesi için Rosetta isimli bir çevirici teknoloji işletim sistemine dahil edildi. Hem PowerPC, hem de Intel tabanlı Mac’lerde Native olarak çalışan yazılımlar ‘Universal Binary’ olarak adlandırıldı.
PowerPC uyumlu yazılımlar Mac OS X’in güncel sürümü olan 10.7 Lion ile sonlandırıldı.
Madde 35
PowerBook’larda MkLinux ve BeOS’u çalıştırın.
Madde 37
NeXT’in basit ve güçlü OpenStep’inin avantajını kullanın.
Walter Isaacson’un Steve Jobs biyografisinden öğrendik ki, Apple’ın NeXT’i satın alması ve Steve Jobs’u tekrar Apple’a kazandırması öncesinde eski Apple çalışanı Jean-Louis Gassée ile Steve Jobs arasında kıyasıya bir mücadele olmuş.
Sonuçta bu mücedeleyi Be Inc.’e karşı NeXt Computer; BeOS’a karşı NeXTstep ve Jean-Louis Gassée’ya karşı Steve Jobs kazandı.
2000 senesinde Public Beta ile test edilen UNIX tabanlı Mac OS, 2001 senesi Mart ayında piyasaya Mac OS X 10.0 (Cheetah) ismiyle piyasaya sürüldü.
Madde 54
Lazer yazıcı biriminizi satın
HP ve Lexmark’ın katılacağı bir açık artırma düzenleyin ve Japon firmalarını da dahil edin. Yazıcı işinden veya benzer ürünlerden zaten para kazanan bir firmaya satın. Böylece satın alan firma daha geniş bir pazar payına sahip olabilir.
Apple marka yazıcılar 1979 ve 1999 seneleri arasında ImageWriter, LaserWriter ve StyleWriter isimli üç ayrı seri halinde üretildi. 1997 senesinde Apple’ın asıl işi olmadığı gerekçesiyle o birim küçültüldü ve 1999’da sonlandırıldı.
Madde 60
Satın aldığınız Mach işletim sistemini sonlandırın
Ve onun yerine Windows NT çekirdiğini kullanın. Bu Mac’lere mevcut PC yazılımlarını çalıştırma yeteneği kazandırır.
Hayır, Apple Mach kernel’i sonlandırmadı ve aksine Mac OS X’in altyapısı olan Darwin’in temel yapıtaşlarından biri olarak kullandı, kullanıyor. Ancak sonuç olarak WIRED’ın Windows NT önerisi, Mac donanımlarında Windows yazılımlarının da çalışabilmesi üzerineydi. Ki bu dilek Apple’ın Intel işlemcilere geçmesinden sonra BootCamp aracılğıyla gerçekleşti.
Ve sonrasında Sun ile masaya oturarak büyük müşteriler için bir strateji geliştirin. Java, sihirli bir değnek değildir ancak onu desteklemek Mac sahiplerinin mutlu olmasını sağlar ve başka seçeneklere bakınmalarına engel olur.
Mac OS X 10.0 (Cheetah) 2001 senesinde piyasaya sürüldüğünde Java 2 Standart Edition 1.3.1 ve Java Web Start yüklü olarak gelmeye başladı. Bir uygulama katmanı olarak halen bu destek devam ediyor. Sadece Mac OS X 10.7 (Lion) sürümü ile birlikte Apple, Java’yı standart bir opsiyon olarak sunmaktan vazgeçti. Artık bu dağıtımın Oracle (Sun’ı satın alan şirket) tarafından yapılması gerektiğini belirtti.
Madde 63
Şahitler bulun
Mac’e geçiş yapmış veya Mac kullanan kişilerin gerçek yaşam hikayelerini içeren reklamlar hazırlayın.
Özellikle Intel geçişi, Mac’lere Windows da yüklenebilmesi sonrasında Windows’dan Mac’e geçen kullanıcı sayısında önemli bir ivme yakaladı firma. Ve bu rüzgarı arkasına alarak 2006 senesinde Get A Mac kampanyasını başlattı. Bununla birlikte Windows’tan Mac’e geçenlere özel yardım sayfaları hazırladı.
Sonuç olarak
Apple, Steve Jobs’un deyimiyle pazar araştırmaları yapmaktan nefret eden bir firma olsa da pazarın ne yöne gittiğini sürekli olarak gözlemleyen ve o yöne doğru kendini şekillendiren teknoloji firmalarından biri. Bu açıdan WIRED’ın makalesinin Apple’ı etkilemiş olduğu ortada. Bugüne ait son kullanıcı talepleri de teknolojinin geleceğini şekillendiriyor olacak. Şaka yollu olarak Twitter’da yazdığınız birşeyin birkaç sene sonra gerçekleşmiş olması çok da ütopik değil.
Get A Mac kampanyasının eğlenceli reklam filmlerinden birini buraya ekleyerek yazımızı sonlandıralım.
Adobe Illustrator‘da çalışmanızın renk ve dolgulardan bağımsız bir kontür görünümünü elde etmek için View menüsünden Outline komutunu vermelisiniz (+Y). Eski FreeHand kullanıcıları için Keyline modu ne ise Illustrator kullanıcıları için Outline modu aynıdır. Ancak elbette Illustrator‘dan FreeHand‘e göre biraz daha fazlasını beklemek de yanlış olmaz.
Illustrator‘da eğer isterseniz tüm çalışmanızı Outline modunda görüntülüyorken sadece belirli bir objeyi standart öngörüntü modunda görüntülemeniz mümkün. Bunun için Outline moduna girdikten sonra herhangi bir objenin üzerine çift tıklayın. Bu işlem, o objeyi Isolation Mode‘a alacaktır. Sonrasında sadece o objeyi Outline mode‘dan Preview mode‘a almak için +Y kısayolunu kullanabilirsiniz.
Apple ile ilgili olarak ağzımdan çıkan her söz olumlu olmak zorunda değil ya… Bu sefer de biraz verip veriştireyim istiyorum. Konu, MobileMe‘den iCloud‘a geçiş.
Hatırlayanlar vardır, bugün iCloud ismiyle verilmekte olan hizmetin temelleri 2000 senesinde iTools ismiyle atılmıştı. O sene Apple herkese ücretsiz mac.com uzantılı e-mail adresleri vermiş ve kendi sunucularını kullanarak iDisk isimli WebDAV servisini hesap başına 20 MB kota ile hayata geçirmişti. Kapsamında HomePage, iCards gibi farklı servisleri de barındırıyordu bu iTools.
Şu anda tarih öncesi dönemlerden bahsediyormuşum gibi geliyor olabilir sizlere. İşte ben o tarih öncesi dönemlerden bu yana Apple’ın internet servislerini kullanıyorum. Halen kullanmakta olduğum mac.com uzantılı e-mail adresimi 2000 senesinde, bu servisin ismi iTools iken almıştım.
Bu servisin ismi daha sonra .Mac ve MobileMe olarak değişti. Bazı özellikler gitti, yenileri geldi. Kapasiteler arttı. Günün gereksinimlerine uyarlandı. 2002 senesinden itibaren ücretli bir servis oldu vb.
iTools > .Mac geçişi sorunsuzdu. Ancak .Mac > MobileMe geçişinde birtakım sıkıntılar yaşandı ve bazı servisler birkaç gün kesintiye uğradı. Apple o dönemde mağdur olan üyelere birkaç aylık MobileMe kullanım süresi hediye etti.
Dünyanın geri kalanı için MobileMe > iCloud geçişi de sorunsuz sayılır aslında. Ben hariç. Yaptığım her denemede şu görüntü ile karşılaşıyorum.
Kısa bir süre sonra tekrar denediğinizde bu mesajı almayacakmışsınız gibi duruyor ama kazın ayağı öyle değil. iCloud servisinin açıldığı 12 Ekim 2011 tarihinden bu yana hergün aralıksız denedim. Hepsinde sonuç aynı.
Ben de doğal olarak bu sorunu Apple‘a aktarmaya karar verdim ve Apple‘ın online chat servisi olan Express Lane destek masası ile 21 Ekim tarihinde iletişime geçerek sorunu anlattım. Sahne ismi Lee olan bir arkadaş ile yaklaşık bir saatlik ‘onu dene-olmadı, şimdi bunu dene-yine olmadı’ seansından sonra Lee benim sorunumu Senior Advisor’larına taşımaya karar verdi.
Senior Advisor takımından Mark isimli bir vatandaş birkaç gün sonra benimle iletişime geçti ve konuyla MobileMe mühendislerinin ilgileneceğini söyledi. Bu arada benden hesabıma erişim yetkisi istediler verdim. Verilerini yedeklemelisin dediler, yedekledim. Mark isimli bu arkadaşın benimle iletişime geçtiği 25 Ekim tarihinden bu yana 3-4 gün arayla ‘Abi iki gözümüz önümüze aksın ki ilgileniyoruz, bir gelişme olunca valla bilgilendireceğiz’ minvalinde mailler gelip durdu.
Son olarak 28 Kasım tarihinde Mark isimli arkadaş, konuyu Rob isimli bir başkasına devretmiş ve Rob benimle iletişime geçip standart ‘Abi iki gözümüz önümüze aksın ki ilgileniyoruz, bir gelişme olunca valla bilgilendireceğiz’ mailini attı.
Bu arada, benim ana MobileMe hesabıma bağlı 3 adet e-mail only hesap bulunuyordu. Her üçü de sorunsuz olarak iCloud‘a geçebildiler. Benimse ücretsiz olarak alınmış bir iCloud hesabım var, fakat yıllardır kullandığım hesabı kullanmak istediğim için o hesabı aktif olarak kullanmıyorum.
Rob‘dan gelen son e-mail sonrasında nazikçe (!) nasıl olup da MobileMe mühendislerinin bir aydan fazla süredir bu sorunu çözmekten aciz olabildiklerini sordum. Cevabı merakla bekliyorum.
İşin özeti, Apple benim MobileMe’den iCloud’a geçişimi yüzüne gözüne bulaştırmış durumda. Gelişmeler oldukça buraya ekleyeceğim.
7 Aralık 2011 tarihinde nihayet iCloud’a geçişim gerçekleşti… Vatana millete, en çok da bana hayırlı olsun. :)